Memleket Şiirleri

Çatlayan dudağım kurur hemşerim.

Bir vatan türküsü vurunca sazlar,
Memleket duyduğum gurur hemşerim.
Bir vuslat düşüm var, tez gelsin yazlar,
Hicran duyar kalbim, durur hemşerim.

Bende hasreti var geçen çağların,
Esirim kalbimde kopmaz bağların.
Zirvesi göklerde yüce dağların,
Gölgesi yüzüme vurur hemşerim.

Anladım ne imiş manası aşkın,
Yanık gönlüm yıllar yılı hep taşkın.
Bunca yol var uzun, her adım şaşkın,
Bir vatan düşünde yürür hemşerim.

İnsanda kaderdir, dönüş var asla,
Ömrümüz geçerken sürgünde yasla;
Dün başkaydı bugün yol başka fasla,
İçimiz bir dertle çürür hemşerim.

Aklıma düşünce tutulur nutkum,
Bir gonca gülüne bağlanmak utkum.
Yenilmez bir demde memleket tutkum,
Kalbimi bir hüzün bürür hemşerim.

Beklerken bir iki kapılı handa,
Benim ne ümidim var ki şu anda?
Bir yanda memleket, hasret bir yanda,
Çatlayan dudağım kurur hemşerim.

Hamit Hayal / Gönen / 22.03.2014

Seni sevmek bende iman, Türkiye’m

Bu vatan bu millet, aşkım ve ülküm,
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.
Tattığım sonsuzluk, ebedi mülküm,
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.

Yarını olmayan, tarihi köksüz,
İnsanı vatansız, kuşları göksüz;
Milletler bilirim bir garip, öksüz,
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.

Allaha duam var, şükreder dilim,
Kitaplar yazdıysam, yaptıysam ilim;
İnandım, yükselen bahtımdır ilim,
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.

Zirvesi göklerde, dağların yüce.
Ey nefsim, imana baş eğmiş cüce;
Türkiye’m içimde dönmüş bir güce,
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.

Bir aşksın içimde, hakikate denk,
Savaşlar çağırsın, davet etsin cenk;
Yaşama sevincim, arzumdaki renk.
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.

Varlık kavgasında hasretimiz bir,
Bu çağın özünde varken bunca kir;
Açık gönül kapım, gir kalbime gir
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.

Hakikat düşünde bir gün umduğum,
Tek aşkımsın, nice sevgi sunduğum.
Çok olmuştur gözyaşında yunduğum,
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.

Şair sor baban kim, nerede atan,
Şehittir kalbinde sonsuza yatan.
İdrak edip, inandığım son vatan,
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.

Dilimde ki duam, sanatımda tarz,
Üstümde mavi gök, altımdaki arz;
İlk iman ettiğim, bağlandığım farz,
Seni sevmek bende iman, Türkiye’m.

Hamit Hayal / Gönen / 12.03.2014

Vatan, tarihin dili sevdanın aziz yurdu

Vatan, tarihin dili, sevdanın aziz yurdu,
Şafağın bahtımızdan nurla söktüğü diyar.
Nice hülyaya dalan bahtınca hayal kurdu,
Uğrunda yıldızların gözyaşı döktüğü yar.

Vatan, ezelden baki, zirvesi gök dağların,
İmanlara bir mührün kazıldığı son zemin.
Sonsuzluk kapısında ne hükmü var çağların,
Kaderin Arştan Arz’a yazıldığı son zemin.

Vatan, kâm almak değil bir rüyada felekten,
Son süngü savaşında vuslatı var bilenin.
Alır bizi bu toprak, geçeriz bir elekten,
Yazılan her destanda adı vatan çilenin.

Vatan, ateşin düşüp yaktığı an iç değil,
Allah ile uhuvvet, haşrolmak yeni baştan,
Belki bir hakikati elde tutmak hiç değil,
Manalar âlemine maddeden koşan kuvvet.

Vatan, nice kazılmış isim kalan bir taştan,
Her kim diyorsa yalan, kölesi olmak arz’ın.
Levh-i mahfûzda kader yazılır yeni baştan
Bir mana sevgilisi bulmaktır adı farzın.

Vatan aşka düşülen son hüküm, bağlayan söz,
Bir süngünün ucunda eceli bulmak taat.
Bir gün toprak dolsa da vuslata ağlayan göz,
Her kader secdesinde dönülmez tek itaat.

Vatan, Rabbe sunulan bir bağlanış aslında,
Allah’ı anmak ya da kalbin dilince zikir.
Cennete açılan ilk kapı hüküm faslında,
Topraktan kök almakmış özü sözü bir fikir.

Vatan, sevmek bir gülü, elinden tutmak aşkın,
Tabur tabur dizilmek, Arş’a varmak kanatla.
Bir hıçkırık deminde ruhta coşku, dil aşkın,
Vatanı sevmek, ancak Allah’taki sanatla.

Vatan, yarında dünü ayakta tutan kökler,
Ricat edilemez bir manası sonsuz tutku.
Vatan engin gönülde Arş’a açılan gökler,
Bir savaş meydanında Rabbe adanan utku.

Vatan, imanda aşkta aklın dua bestesi,
Hakkın yüceldiği an iflâh etmezdi illet.
Tarih denen akışta destandan bercestesi,
Kaderden imtihanın, çarklarında bir millet.

Vatan, kara toprakta kalp ve alınla secde,
Sonsuz var olmak aşkı ve yarına hicrettir.
Ki şahadet ehlinden, gönül geldikçe vecde,
En mukaddes hallerin diyarına hicrettir.

Vatan, nice uzun kış sonunda bahar düşü,
Dünden hatıramızda kalmış masum resimler.
Aşkı çileyen bülbül, dallarda kuş ötüşü,
Esaret zincirini kırmış rengin mevsimler.

Vatan, manada asıl ruhunu bulmuş beden,
Hasret ve haslet tatmış iş ve imanda birlik.
Vatan yorgun düşleri dinç ve hakikat eden
Nizami bir ülküden kurulmuş düzen, dirlik.

Vatan, bir narin safta arz edilen her tekbir,
Bir kudret kaleminden kader kitabında cüz.
Rabbim bizi bizden al, yüreklere ver tekbir,
Yarın mahşer gününde solmaz sima, bir ak yüz.

Hamit Hayal / Gönen / 05.12.2013

Memleketim, benim gülen talihim

Bir kader bu dönülemez biçimde,
Derin sevdam bir sevgiyi çilermiş.
Her gece bir hasret ağlar içimde,
Ülkem için kutlu bir baht dilermiş.

Ayrılık yok, bir atadan, bir ök’ten.
Zaman şahit olsun, tarihten mühür.
Yenilemez sevgimiz var ta kökten,
Biliyorum memleket şen, insan hür.

Neden kimi baştır, kimi baş eğer,
Bulmasam da varlık, yokluk farkını.
Ölmek malum, yaşamaya ne değer,
Ne döndürür memleketin çarkını?

İçim yanık, hasret sarmış dışımı,
Gönül yakan türküler var sazlarda.
Bahar gelsin, alsın gitsin kışımı,
Sevdam tüter benim engin yazlarda.

Nice hasret yazar benim tarihim
Bir gün aşka dönecek ya umutlar;
Memleketim, benim gülen talihim,
Arzdan Arş’a gönlümdeki hudutlar

Hamit Hayal/ Gönen/ 23.10.2010

Bir vefasız zamana yazıldı yine adım

Bir şafakta Bursa’nın yolarına düşmüşüm,
Sanki zamandan öte çağlar var, aşıyorum.
Bekleyen bir kaderin kollarına düşmüşüm,
İçimde bir yorgunluk, küskünlük taşıyorum.

Akıp giden yıllarda yaralayıp düşümü,
Beni neden kadere küskün etti bu şehir?
Ben Bursa’dan almışım bu sarhoşluk ünümü,
Bir karar demindeyim, artık yetti bu şehir.

İhtişamın en eski yıllarından bir yapı,
Haysiyet ve onurun çatısında bir gurur.
Bursa esir gönlünden düne açmış bir kapı,
Gök kubbenin altında derin bir tarih durur.

Açılmış bir kucakta kara yazılı günler,
Tadılmış bir zamanın en eski adı acı;
Payitaht düştü burada, burada azılı günler,
Hâlâ bir meçhuldedir Sultan Orhan’ın tacı.

Yorgun zamanlarını bir tarihçi gözüyle.
Burada kalktı göğe ve burada düştü baş;
Yazmak bana farz artık Edebali sözüyle,
Bütün zamanlarını kucaklayan bengi taş.

Muhakkak coğrafyamda han bu ezeli belde,
Bir şafaktan az sonra doğacak güneş, yakın.
Yeni bir fethe meftun bekler ya başka elde.
Biliyorum daha dün düşmüştü en son akın.

Bu şehirde yeni bir kutlu zaman başlıyor,
Karşımda mazisini baş tacı eden Bursa.
Asırlar sonrasında yeni bir an başlıyor,
Gülleri meftun etmiş kendine neden Bursa?

Ulu Camide şimdi sabah zamanı, ezan,
Muazzez bir erenin kabul görmüş niyazı.
Bursa’nın tarihinde akıl, idrak ve izan,
Sonbaharı bir başka, bir başka Bursa yazı.

Asırlar öncesinden gölge düşmüş yüzünde,
Bir var olma sevdası dönmede aşka gördüm.
Kaç yıl kalırsa kalsın Bursa gönlün hüzünde,
Tarihin akışını bu sefer başka gördüm.

Bursa kapılarında yorgun bir dağı aşmak,
Zaten her uyanış bir sona ermiş rüyadan.
Bursa da bir zamana koşan bir çağı aşmak,
Paylaşmak bir sevinci, sonu gelmez hülyadan.

Yüreğimi keşfettim, verdi de bana beni,
Osman’ın rüyasından aşk okulu bu şehir.
Bir zaman aynasında verdi de bana beni.
Bursa’yı seviyorum, gül kokulu bu şehir,

Burda yazarken dünü suskun tarih çağrısı,
Muhakkak bir kadere kapı açacaktır Hak.
Çoğunca hissederim bir sarhoşluk ağrısı,
Bursa kapılarına dayanmışım, yüzüm ak.

Nihayet Bursa’dayım, düşlediğim bir çağda,
Uzak Asya’dan gelen her kervana bir selâm.
Timur henüz düşmedi, yıldırım coşkun, sağda,
Süleyman Çelebiden mevlit dillerde kelâm.

Şimdi ben kaderime kapın açmış bir handa,
Dünden kalan çağların seyrine dalacağım.
Bursa bir aşkın şehri, mülk-i İslâm cihanda,
Belki mesut bahtımla baş başa kalacağım.

Artık verecek Bursa aklaşan müjdesini,
Çok yıllar öncesinden beklediğim bir yüzün.
Bir gün tarih yazmalı yaklaşan müjdesini,
Bursa’da bırakmıştı kalbime aşk bir hüzün.

Bütün rüyalarımda bu şehirde kalbim boş,
Bursa’da dide destan kalbimi yakan güzel.
Yıllardır Bursa yorgun, ben ezeli bir sarhoş,
Bir vefasız, gelmedi gözümden akan güzel.

Hasrete verdin beni, ayrılıkla yarıştın,
Ey vefasız sevgili, kalbin döndü de taşa.
Gözyaşlarımdan aktın, rüzgârlara karıştın,
Ben yine sensiz kaldım yollar ile baş başa.

Bir vefasız zamana yazıldı yine adım,
Çağların değiştiği bir anda şimdi Bursa.
Arkamda bırakırken, yaşansa da bir tadım,
Bekliyor yine bir gün bu handa beni Bursa,

Ben dün ile bugünü ayıran bir eşikte,
Gözyaşıma ak diyor tutulduğum hıçkırık.
Bir sevgili büyüttüm tarih denen beşikte,
Bursa’dan dönüyorum, küskün ve kalbim kırık.

Hamit Hayal / Gönen / 26.07.2013

Çileli, yorgundur Bursa’da zaman

Dünün gölgesinde ihtiyar çınar,
Maziye vurgundur Bursa’da zaman.
Yanmış yüreklerde coşkun bir pınar,
Maziye kurgundur, Bursa’da zaman.

Belki düşler yalan, rüyalar kısır,
Bursa’da göçtü de saysam kaç asır.
Düşüş anlaşılmaz, çözülmez bir sır.
Çoğunca durgundur Bursa’da zaman.

Doğudan güneşi almışta Batı,
Hak temel üstünde batıldır çatı.
Ne zaman açılır göğün son katı,
Kadere dargındır Bursa’da zaman.

Ey şehir yaraşır bir kudreti sun,
Nerede efsunlar, ne yanda füsun?
Kökler çürümede, gövde de yosun,
Gönüllü sürgündür Bursa’da zaman.

Bu şehir zamanı tadıp ta dünden,
Nice saltanatlar sarhoşken ünden;
Geceyle yoğurdu, yaşattı günden,
Tarihten görgündür Bursa’da zaman.

Bursa bir milletin en yüce tahtı,
Güçlü bir irade bekliyor bahtı.
Eskir mi yazılmış sultanlık ahtı,
Biraz da kırgındır Bursa’da zaman.

Bursa olmak idrakine varılsa,
Bu aşk bir gün yeni baştan karılsa;
Anlıyorum, gök çökse, yer yarılsa,
Köklere sargındır Bursa’da zaman.

Daha kaç yıl sürer zamanda akış,
Doğmalı özünden doğru bir bakış.
Bir bahar bekliyor, belki bu son kış,
Çileli, yorgundur Bursa’da zaman.

Hamit Hayal / Gönen / 25.04.2013

Ehl-i iman bir asrın kundaktaki çilesi

İmanın sarsılmayan kudreti ile yetin,
Uyan yüce milletim, şafaktan önce uyan;
İçimizde bir savaş gamdan, kederden çetin,
Susturulmuş çığlığın var mı tonunu duyan?

Neden uzun geceler, şafak sökmüyor, niçin,
Bizi bizden çalan bir düzenin uşağıyız;
Şimdi savaş dağlarda değil sevdamız için,
Tarih yapan bir neslin yenilmiş kuşağıyız.

Gafletin cephesini, öze varmak düşünde,
Vatan coğrafyamıza vurup imandan mühür;
Dalga dalga yayılan zulmü yarmak düşünde,
Yenmeden olmayacak başlarımız dik ve hür.

Anladım ki sahipsiz vatan bir sahip arar,
Toprağı aşk edinip baktım garip ekene;
Belki henüz vermedi tarih kesin bir karar;
Kim varsa burda bizden önce garip sekene.

Biz bir millet olarak, neyi ve nasıl yaptık,
Bekleyen güçlükleri çözüyor mu aklımız?
Hiç şüphesiz var olan ve bir Allah’a taptık,
Hangi dillerde destan, kaldı mı bir saklımız?

Yinede ey ellerim, beynim birlikte çalış,
Bir gaflete dalmaya gelmiyor yalan dünya;
Masumiyet yenilir, mazlumda düşer, alış,
Belki hiç yetmeyecek bir günde kalan dünya.

Masumiyet nerede, hangi elde vurulur,
Nice günahkâr nefsi tatmin için eğilsek;
Bilmeliyiz yeni bir dünya nasıl kurulur,
Kim vatanın sahibi, sen, ben ve biz değilsek.

Akmalıyız dillerden, gönül etmeli zikir,
Uçurumdan dönmeli artık yenilmiş talih;
Bu millette tek yürek, aynı iman, tek fikir,
Yeni baştan yapmalı, yazmalı masum tarih.

Nice rüyalarımı zaman tehirler gibi,
Bize reva gördüler bir avuç cüce düşü;
Aşkın sonsuzluğuna akan nehirler gibi,
Ülkemi yeni baştan fethetmek yüce düşü.

Köhne ve kokmuş düzen ile hemhal hilesi,
Kolay değil yürümek Allah’a koşan yolda;
Ehl-i iman bir asrın kundaktaki çilesi,
Bitsin yüce Allah’ım, sen bize rahmet olda.

Elbet nice Fatihler, ne Yavuzlar çıkarak,
İlahi bir rahmetle yeşerecek han kökler;
Biliyorum ki bir gün gafletleri yıkarak,
Perdelenmiş gözlere kapı açacak gökler.

Hamit Hayal /Gönen / 14.06.2013

Gönlümüzden düşene yer yok bir daha asla

Elbette firavuna karşı olmakta yetmez,
Bütün firavunların düşmeli bir gün tahtı;
Hak ki hakikatini hiçbir zaman kaybetmez,
Yenilmiş bir milletin kökten dönecek bahtı.

İnananlar Musa’nın yanında olur ancak,
İman denen kudrete kim durabilir karşı;
Ebediyen gönülden düşmemeli bu sancak,
Mazlum, yetim ve yoksul kucaklamalı arşı.

Nasıl bulamaz hâlâ rabbi arayan kişi,
Hak ve hakikat ile ruh bedenle birlenmiş.
Fitneden başka fesat olmuş malumun işi,
Gönül dünyamız bile arsız elde kirlenmiş.

Açıl ey yüce gökler, açıl Allah’ın katı,
Vuslatın baharına şurda kaldı kaç asır;
Aslında biz vatanda ararken sonsuz zatı,
Bir kördüğüm içinde bekliyor çözülsün sır.

Varsın biraz uzasın, sonsuz değil esaret,
Bir aydınlık baharın geç kalmasında ki yasla;
Bütün ihtişamıyla şaha kalksın cesaret,
Gönlümüzden düşene yer yok bir daha asla.

Yaratanla coşan sel hasretten ihtiyardır,
Bir millet ki tarihte günahından aklanmış;
Dağların bile secde ettiği Allah yardır,
Değişmez bir kimlik var, özümüzde saklanmış.

Yücelmenin kaderi rahmani dilde “Ol” dur,
Biz kalp ile bağlandık, asla şüphemiz yokta.
Dünyada mihnet çekmek Allah’a varan yoldur.
Rahmet ile zahmetin farkı bir küçük nokta,

Son asrın şafağında gönlüm nurunca arın;
Kaderin hükmü ile adalet bulsun mülküm;
Bu milleti yeniden baş yapacak bir yarın;
İnanmış yüreklerle hemhâl olmak tek ülküm,

Hamit Hayal / Gönen / 13.06.2013

İstiyoruz ki yorgun kuşlarda özgür olsun

Biz memleket diyoruz içimizdeki aşka,
Umut gökte bulutlar, nehir gözlerdeki yaş.
Öyle bir memleket ki, derdi, sevdası başka,
Bağrında sarmış toprak, yastık ettiğimiz taş.

Yoksunlar sevdasını bir seraptan içerde,
Engin bir şeref anne ve mukaddes bacımız;
Her hayat kavgasında ölüm bizi biçerde,
Göklerdeki al bayrak düşse sonsuz acımız.

Dünden alınan ilham ile başımız hep hoş,
Ölüm aşka son vuslat, ölüm ezeli zimmet;
Bu memleket sevdası bizi ettikçe sarhoş,
Elbet yüce göklerden yere inecek himmet.

Tarih dünden işlenmiş memleketime nakış,
Her zafer türküsünde bizim kudret nutkumuz.
Nice çağlar boyunca sonsuzluğa bir akış,
Kara sevdamız bizim, yollar aşan tutkumuz.

Kökünü mazimizden alıp akan nehirler,
Medeniyet tezince yüceye bir yürüyüş;
Ne aldatma kudreti yıkar, ne yük zehirler,
Ne günaha meylettik, ne bizde var çürüyüş.

Bir hasret türküsünü çalıp, söyledikçe saz,
Aslına hicret etmiş, sevincinden kök ağlar.
Ne zaman gelse bahar, dayanır kapıya yaz,
Hüzün yurduna koşar, neşe dolar gök dağlar.

Kucaklar bildiğimiz zaman bile yavaşlar,
Bizi içine çeker bu memleket rüyamız.
Ayrılığı yenmeye vicdan dolu savaşlar,
Memleket ile döner bizim bir tek dünyamız.

Nasıl diyebilir ki bana gafil, köksüzüm,
İlahi bir emanet ruhum, bedenim, etim;
Kuşlar kadar hür şimdi âleminde öksüzüm,
Bir hükümle yazılmış, şahtır başlarda yetim.

Bizim için çekildi, çıktı dağlar aradan,
Aşkın en derininden nam salarak ad aldık;
Memleket sevdamıza ferman yazdı yaradan,
Biz bize hayat veren ölümlerden tad aldık.

Kalmasın çile sözde ve andımız gür olsun,
Ölmek, uğrunda ölmek, yüceltmek için yasa;
İstiyoruz ki yorgun kuşlarda özgür olsun,
Biz yarından eminiz, ne gam bizde, ne tasa.

Gökkuşağında saklı bulduk, aşk denen rengi,
Bir memleket sevdamız var ki aşılamaz tür;
Bayramımız, yasımız kucaklar her ahengi,
Biz tarihte meşk ettik kader denen bir kültür.

Yediden yetmişine genç, ihtiyar neferler,
Şu memleket denilen, sevgiden bir kucakta;
Yükselen bir bayrakla gönüllerde seferler,
İmanla aşk edindik, dört köşe, her bucakta,

           Hamit Hayal /Gönen / 01.06.2013

Merhamet kucağında aşka bürünmüş toprak

Ey zirvesi göklerde, yaren dağların yurdu,
Coşkun ırmaklarından nur akan Anadolu’m;
Her biri bir gülistan, irem bağların yurdu,
Güzellikler diyarı, kalp yakan Anadolu’m.

Varsın olsun mihnetin saçlarımızda aklar,
Sevdandan vurgun yemiş bir ihtiyar milletiz;
Çok aktı ömrümüzde gözyaşından ırmaklar,
Belki kaderden hüküm, biz bahtiyar milletiz.

Ebedi hürriyete dikik bengi taşımız,
Biz yediden yetmişe bir ömrü edip feda;
Taat ve itaatten hiç kalkmadı başımız,
Allahtan sonra seni sevmektir dedik eda.

Gök kubbenin altında sonsuzluğa uçan kuş,
Kara toprak üstünde tüten ocakta dirlik;
Varmıdır idraklerde yenilmedik bir yokuş,
Peymanımız var bizim, Allah indinde birlik.

Bir vuslatın deminde şimdi oğullar, kızlar,
Yarınlarım var benim altın renkli başakta;
İnin göklerden yere bahtı kara yıldızlar,
Her gün yeni bir doğum, en ahenkli şafakta.

Nice nazarlar aldık, nice üflenmiş düğüm,
Tarih denen akışı belki bulduk yavaşta;
Mazimizdi yeniden istikbalde gördüğüm,
Yüksel ey Anadolu’m, hayat denen savaşta.

Seni ebed kılmaya milletçe ettik yemin,
Bazen ateşe döndü, bazen geç geldi yazlar;
Biz kaderin bizlere çizdiği yoldan emin,
Alp Aslandan bu yana hicran çalmadı sazlar.

Benliğimi bulmak var, uzandıkça köklere,
Akıp giden zamanda güzelliğince zarif;
Ulaşmak aşkımızla üstte mavi göklere,
Hep kaderden bekledik, bize etsin yol tarif.

Medeniyet mührümüz bir nişane tarihten,
Çizdiğimiz hudutlar sevdanın en engini;
Bir gün olsun kesmedik biz umudu talihten,
Gök kuşağından sunduk sevdamızın rengini.

İnsanımın en güzel kaderi Anadolu,
Bizi sana tarihte aşkındır bende eden;
Göklerinden yağmada, gönlümüz rahmet dolu,
Varoluş kavgamızın altında yatan neden.

Annenin göğsündeki süt kadar saf ve arı,
Merhamet kucağında aşka bürünmüş toprak;
Anadolu’m, vatanım, ey destanlar diyarı,
Uğrunda ölümlere dostça yürünen toprak.

            Hamit Hayal / Gönen / 28.05.2013

Gönen kaderimde bir gurbet şehir

Büyüyor içimde bir hasret her gün,
Gönen kaderimde bir gurbet şehir.
Felekten dert aldım, kaderden sürgün,
Gönen kaderimde bir gurbet şehir.

Uyumaz içimde bir eski sancı,
Kalbimde ölmez bir vuslat inancı;
Yolcuyum, yakamdan tutmuşta hancı,
Gönen kaderimde bir gurbet şehir.

Bilirim ötede bir vatan varmış,
Bu mevsim gül açmaz, dağları karmış;
İçimi memleket hasreti sarmış,
Gönen kaderimde bir gurbet şehir.

Yorgunum ve bende bir hal ki nice,
Bazen gözlerimde bir yağmur ince;
Kalbimin yası var, hasret sevince,
Gönen kaderimde bir gurbet şehir.

Ey kader başını kalbime yasla,
Düşmüşüm yolara, dönemem asla;
Benim imtihanım ateşle, yasla,
Gönen kaderimde bir gurbet şehir.

Gurbet kavgasında vurulmuşum ben,
Sanmayın sinmişim, durulmuşum ben;
Yolcuyum, sılama kurulmuşum ben,
Gönen kaderimde bir gurbet şehir.

Hamit Hayal / Gönen / 17.01.2013

Yasal Uyarı

Sitede yer alan tüm içeriğin telif hakları adı geçen yazarın kendisine ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre korunmaktadır. İçeriğin bir kısmı içeriğe link verilerek alıntılanabilir.
facebook.com/hamit.hayal' adresinden yazılarımızın bir kısmına ulaşabilirsiniz.

Son Yazılar

Slideshow

Gallery

2011 tara100610 tara00041-9 tara0084

Tarihte Bugün

UserOnline

1 kullanıcı Bu sayfayı gezenler.
Users: 1 misafir

StatPress

Visits today: 43

Son Yorumlar