Archive for the ‘Değişik Şiirler’ Category

Bir olmaza hayal kurup, gidersin

Bir gün sende terk edersin bu anı
Yüreğine hüzün sarıp, gidersin.
Hakikate döndürmeden rüyanı
Nice Kafdağı’nı yarıp, gidersin.

Senin için susar dili çarkların
Artık bir manası kalmaz farkların.
Dolar bir gün gözündeki arkların
Ayrılığı aşkla karıp, gidersin.

Mühür vardır kapıların zilinde
Yurdun çöker, viran olur ilinde.
Bir ayrılık türküsüyle dilinde
Ömrün son katına varıp, gidersin.

Meçhulün ötesi, bir başka nevde
Belki bilmiyorsun, ağlarmış devde.
Lisanın mabedi gönülden evde
Gülleri dalında kırıp, gidersin.

Buruktur bilirim hüzünün tadı
“Ayrılık”; Diyorlar onun da adı.
Dostu terk edersin, silersin yadı
Sanki bir kurşunla vurup, gidersin.

Mesut ve bahtiyar her ibret alan
Gafildir sonsuzluk düşüne dalan.
Sevmek yalan, sevda yalan, aşk yalan
Bir olmaza hayal kurup, gidersin.

Hamit Hayal / Gönen / 26.12.2016

Zaman bir pervane dönüyor, gönül

Akıp giden çağa bak ta ibret al
Zaman bir pervane dönüyor, gönül.
Dün başkaydı sende, bugün başka hâl
Gözünün ışığı sönüyor, gönül

Babanda gülmezdi, ağlardı anan
Sen misin dünyada bir içten yanan?
Kim seni anacak, var mı bir manan
Bu dünya değirmen deniyor, gönül.

Aşkın dergâhında bir gecen mi var,
Her demde hâl bilir bir ecen mi var?
Hayata söylendik bir hecen mi var
Bir gün de gözyaşı diniyor, gönül.

Kader kitabında kaç yılık cüzün,
Kaldı mı âleme bakacak yüzün?
Geldin gidiyorsun, kalbine hüzün
Her gün biraz daha siniyor, gönül.

Ne aşk kaldı ne hasretim çileyim
Benim bu dünyadan yok bir dileğim.
Ne zaman büküldü, düştü bileğim
Görünmez bir kudret yeniyor, gönül.

Hamit Hayal / Gönen / 22.03.2015

Elem çeksin gönül bende zahiri

Ben bu hayat denen engin akışta,
Her andan ders almak gerek, öğrendim.
Kördüğümler çözülmez bir bakışta,
Bir kapıyı çalmak gerek, öğrendim.

Baki kalır sandığımız şu dünya,
Aşk uğrunda yandığımız şu dünya;
Boş bir hayal kandığımız şu dünya,
Manada kök salmak gerek, öğrendim.

Bir araya gelmez iki yakamı,
Çile mevhum, ağlamak bir vakamı?
En yücesi insan olmak makamı,
Bir gönülde kalmak gerek, öğrendim.

İnsan kendi ezelince ebedi,
Öyle haller var ki soylu ve bedi;
Sevmek derim aşkın yüce mabedi.
Bir ummana dalmak gerek, öğrendim.

Elem çeksin gönül bende zahiri,
Bilmek gerek hasret denen kahiri.
Ömür bin yıl sürse ölüm ahiri,
Vakte hazır olmak gerek, öğrendim.

Hamit Hayal / Gönen / 05.01.2015

Ayrılık ve hasret, hüzünde Eylül

Biraz hüzün verir her solmuş resim,
Ben seni hep sevdim sözünde Eylül.
Nihayet kalbime düşen son mevsim,
Aşka bir vedadır özünde Eylül.

Ne verirse versin hayat her derste,
Her gönül muhtaçtır birazda meste.
Çözülmez muamma, bir engin beste,
Bir kader hükmünün cüzünde Eylül.

Şu vurgun mevsimden geri git biraz,
Ne aldın hayattan, aşktan mı bir haz?
Şimdi bir efsane ve bir masal yaz,
Belki bir başlangıç güzünde Eylül.

Sevgiler biter mi, kopar mı bağda,
Gülün yas var şimdi solduğu bağda.
İsterdim hep kalsın bir eski çağda,
Ayrılık ve hasret, hüzünde Eylül.

Artık göz ararken zengin günleri,
Yaşadık, kalmadı rengin günleri;
Elveda ey ömrün engin günleri,
Şimdi her sevenin yüzünde Eylül.

Hamit Hayal / Gönen / 30.08.2014

Sen melekler diyarından bir yerde

Beni sonsuz bir alevde yakmıştın,
Çok zamandır bükük bende bel çocuk.
Kahir dolu bin sitemle akmıştın,
O gün bugün gözlerimde sel çocuk.

Sen melekler diyarından bir yerde,
Hasret beni içten yakar, hep yerde;
Bilmiyorum, vuslat var mı ve nerde,
Bekliyorum senden hep bir el çocuk.

Bir ölümdür artık gelen hoş bana,
Senden sonra bu dünya hep boş bana.
Çok isterdim bir ümitle koş bana,
Kıskanmalı seni derdim yel çocuk.

Hasretinden yorgun ya da çoğu aç,
Kaç yıl geçti bilmiyorum söyle kaç?
Gönlümde sultandın, dik başımda taç,
Dön gittiğin yerden artık, gel çocuk.

Sen hiç bilme hicranımın yaşını,
Yüksekte tut, kalbime koy başını.
Bir gün olsun bu bende gözyaşını
Gücüm yetmez, ne olur sen sil çocuk.

Bir çocuk sesinde ya da bir ünde,
Biliyorum, döneceksin bir günde.
Gelecek beklesin, ben kaldım dünde.
Ben hâlâ yol bekliyorum, bil çocuk.

Hamit Hayal / Gönen / 22.07.2014

Kalmadı diyecek bir söz efendim

Her demi hicransız hayaller kurduk,
Kaderden yazılmış bir cüz efendim;
Bir düş bir hakikat, bekledik durduk,
Gönül kapısında bir yüz efendim.

Hazindir şu insan insanı yerken,
Dünyaya bir nizam vermeli derken.
Bahar geldi geçti, bitti yaz erken,
Kapımızı çaldı son güz efendim.

Kimi yıkar kimi gülistan eyler,
Dünyayı doldurdu ne batıl şeyler.
Bir sessiz çığlık mı üflenen neyler,
Tükenen bilmem ki öz mü efendim?

Bir ağrı taşıyor göğüs kafesim,
Artık yetmeyecek belli nefesim.
Ne kalır dünyada, bir boş hevesim,
Gerçeği görmeyen göz mü efendim?

Ben belki gafilim belki hiçimde,
Hüzünlerim iflah etmez biçimde.
Yıllar yılı beni yakan içimde,
Bir alev ya da bir köz mü efendim?

İnsan ne arıyor ar mı kardeşler,
Bir vefa bir sevgi, yar mı kardeşler;
Sordular, “Dünyada var mı?” kardeşler,
Kalmadı diyecek bir söz efendim.

Hamit Hayal / Gönen / 19.07.2014

Bu yaşanan belki düş kırıkları

Aşkın dünyasında renkli neonlar,
Loşluğun içinde bir loşluk vardır.
Ne biz anlıyoruz aşkı ne onlar,
Boşluğun içinde bir boşluk vardır.

Ne olursa olsun aşkın bedeli,
Bırakmak olmasın tuttuğum eli.
Desinler gam yemem ömrümde deli.
Sarhoşluk içinde sarhoşluk vardır.

Sahte âlemleri at gönlünden at,
Düşünmek gökleri hep böyle kat kat.
Alanlar bilir ki bu dünyadan tat,
Hoşluğun içinde bir hoşluk vardır.

Her insan mı susar, çıkmaz gıkları,
Bu yaşanan belki düş kırıkları.
Mazlumun ölmüştür hıçkırıkları,
Gördüm ki nefiste hep puştluk vardır.

Hamit Hayal / Gönen / 07.06.2014

Ben

Şu başı göklerde, karlı dağların,
Zirvesine ermiş bir çocuğum ben;
Hasret dolu gelip geçen çağların,
Çilesini dermiş bir çocuğum ben.

Bahtımız gülmezde sevgiden yana,
Ağlarım içimden hep yana yana;
Vatanı aşk bildim, toprağı ana,
Yolunda can vermiş bir çocuğum ben.

Yürüdüm bir ömür aşkın izinde,
Bir garip başım var, yaslı dizinde;
Bana bir mutluluk resmi çizinde,
Ayrılıklar görmüş bir çocuğum ben.

Seraplar çağlatan bir çöl misali,
Çok oldu yanalı bir kül misali;
Ateş dudağında bir gül misali,
Nice hayal kurmuş bir çocuğum ben.

Düşe kalka çilesini taşıyan,
Hasret var içimde yara kaşıyan;
Ömür verdim, gönül ettim aşiyan,
Mutluluklar örmüş bir çocuğum ben.

Çalınırsa kapın bir gün, aç benim,
Düşlerinde geçti yaşım kaç benim;
Tahtın benim, başındaki taç benim,
Hal ve hatır sormuş bir çocuğum ben.

Baş kaldırmam, yüreğince es bende,
Feryat bende, figan bende, ses bende;
Ya İbrahim, İsmailce his bende,
Hakka kafa yormuş bir çocuğum ben

Hamit Hayal / Gönen / 20.06.2013

Gözümde görecek nura muhtacım

Kendi âlemimde gaflete daldım,
İzzet-i nefsimde ara muhtacım;
Bir günah selinin içinde kaldım,
Ateşte yakacak nara muhtacım.

Ne zaman âleme dalsa nazarım,
İbret almaz bin günahla azarım;
Yıllar var ki ben derdimi yazarım,
Yoklukta tükendim, vara muhtacım.

Düzen tutmaz içimdeki barışım,
İçinden çıkılmaz bir hal karışım;
Belki meçhul bir menzile varışım,
Elimden tutacak yara muhtacım.

Ayrılık yer, hasret beni yendi mi,
Yanarım içimde ben yar dendi mi;
Bir boy aynasında gördüm kendimi,
Anladım ki ah-ı zara muhtacım.

Saltanat denilen yalnız bir anlık,
Ne mirliğim kaldı ben de ne hanlık;
Yürüdüğüm bütün yollar karanlık,
Gözümde görecek nura muhtacım.

Hamit Hayal / Gönen / 15.06.2013

İki kapılı bir handa say beni

İçime dönmüşüm, dündeyim sanma,
Hakikat değilsem, zanda say beni;
Bir tehir edilmiş gündeyim sanma,
Seninle yaşanmış anda say beni.

Belki ölüm kalım arasında ben,
Belki de gözünün karasında ben;
Kalbinin kanayan yarasında ben,
Garip kalmışım bir yanda say beni.

Allah yaratırsa her şeyi baştan,
Sel olup çağlarım gözdeki yaştan;
Bedenim topraktan, kudretim taştan,
Cananım, istersen canda say beni.

Nasıl derim yüreğimde firak ol,
Yeni baştan hasretime çırak ol;
Kalbime gir, hicranıma ırak ol,
Belki iki elim kanda say beni.

Dudakların arasında kaderim,
Ben aşkına ömrümü yol ederim;
Azalmıyor neden benim kederim,
Renklerde, desende, tonda say beni.

Nerede dünyaya gelip de giden,
Bir günde yerimde yel eser, neden;
Ruhum artık yorgun, köhnedi beden,
İki kapılı bir handa say beni.

Hamit Hayal / Gönen / 21.05.2013

Gönülden gönül’e yol arıyorum

Ömür geçti bir tadımlık rüyada,
Gönülden gönül’e yol arıyorum.
Bilmiyorum kaç adımlık dünya da,
Gönülden gönül’e yol arıyorum;

Belki de hep hâlâ aynı yerdeyim,
Ben kendi içimde bana perdeyim;
Bilmiyorum zaman, zemin nerdeyim,
Gönülden gönül’e yol arıyorum.

Bir sevda ki köklerimden söktüğü,
Çok olmuştur kudretimin çöktüğü;
Her dem gülün gözyaşını döktüğü,
Gönülden gönül’e yol arıyorum.

Hakikatin yaşandığı bir özle,
Hal dilimden niyaz ettiğim sözle;
Artık perde inmiş, görmeyen gözle,
Gönülden gönül’e yol arıyorum.

İnsan kitabının çözmek cüzünü,
Hak gönülde görmek başka yüzünü;
Aşkın çıkmazında yenip hüzünü,
Gönülden gönül’e yol arıyorum.

Nicedir bir yangın düştü içime,
Hal benzedi bir tarifsiz biçime.
Artık ruhsat alıp sonsuz göçüme,
Gönülden gönül’e yol arıyorum.

                    Hamit Hayal

Ağlayıp, yandığım her şey boş imiş

Nihayet anladım, yalan bu dünya,
Hakikat sandığım her şey boş imiş.
Bir vuslat deminden kalan bir rüya,
Ağlayıp, yandığım her şey boş imiş.

Bir gönül yurduna her dem ıraktım,
Yok bir maharetim, hep bir çıraktım;
Ne kaldı arkamda, ben ne bıraktım?
Benimdir sandığım her şey boş imiş.

Esiri oldum ben sessiz bir hiçin,
Sonunda yanmak var hep için için;
Bir gölgem uzadı hep neden, niçin,
Bir ömür andığım her şey boş imiş.

Bunca vebal, bin günahı taşıyan,
Bu dünya ne bir yurt ne bir aşiyan;
İnsan bir gölgeymiş bahtsız yaşayan,
Bir gönül sunduğum her şey boş imiş.

Feleğe yenildim zor her vuruşma,
Kendi gerçeğimde var bu duruşma;
Duygumdan yansıyor yüzde buruşma,
Dal diye konduğum her şey boş imiş.

Nihayet anladım, yalan bu dünya,
Hakikat sandığım her şey boş imiş.
Bir vuslat deminden kalan bir rüya,
Ağlayıp, yandığım her şey boş imiş.

                 Hamit Hayal

Götürün kuşlar

Çiçekler donanmış açmıştır güller,
Cennetten bağlara götürün kuşlar.
Ayrı dünyanızda yer verin bana,
Beni de dağlara götürün kuşlar.

Nice hasretlerle geçer her anım,
Yıkıldı cihanım, kalmadı han’ım.
Yüreğim hastadır, tutmaz bir yanım.
Kimsesiz ağlara götürün kuşlar.

İlahi bir hüküm değişmez nas’ta,
Ruhum taşımıyor, bedenim hasta;
Bir günüm elemde bir günüm yasta,
Bir himmet sağlara götürün kuşlar.

Bir ömür sonuna erdi erecek,
Kalmadı gönlümden gülü derecek;
Bana bu dünya da aşkı verecek,
Sevgiden ağ’lara götürün kuşlar.

Kuşatmış kaderim dağlarda, düzde,
Ben ümit aradım gülen her yüzde;
Bu güzde olmazsa sonraki güzde,
Gelecek çağlara götürün kuşlar.

                      Hamit hayal

Ey hüküm sahibi perdeni kaldır

İnsan kaderini yazmış bir kalem,
Sır içinde sırda kalmış bir haldır.
Ruhun derininde bir sonsuz âlem,
Ey hüküm sahibi perdeni kaldır.

Yıkıldı göğümü taşıyan direk,
Bir ömür boş çektim bahtımla kürek;
Tutuş gözyaşımdan yandığım yürek,
Doldurur kepçeni ummana daldır.

Âlemde şanın var, derdini kusta,
Ey kudretli felek sensin en usta;
Nasıl geçti ömür, bir lahza susta,
Bundan sonra yolum bir çıkmaz faldır.

Islandım gecenin bu loşluğundan,
Tükendim kalbimin bomboşluğundan;
Belki de bir halin sarhoşluğundan,
Gözlerim ziyasız, dillerim lâldır.

                  Hamit Hayal

Takdir kaleminin zordur belası

Bu hep böyle, sürüp giden bir rüya,
Gönül dolar, gözden akar arkımız;
Kendi âleminde dönen bir dünya,
Yar dedikçe inler gönül çarkımız.

Bir kul için nice hordur belası,
Gönle ateş düşer kordur belası;
Takdir kaleminin zordur belâsı,
Keşke bir ummana olsa garkımız.

Biz desek de bunca keşke çare, ne,
Göster gülüm var mı başka çare ne?
Bu dünya da var mı aşka çare ne,
Gurbet eldir artık bizim barkımız.

Var mı bizim gibi aşka inanmış,
Hicranımız yüce katta onanmış.
Gönül yanar, kederlerle donanmış.
Bilmiyorum nedir bizim farkımız?

Taşınamaz aşkın derdi, ağırdır,
Vefasızda kalp ne gezer, sağırdır.
Bizim bunca çektiğimiz kahırdır,
Kuvvet kudret çöktü, bitti erkimiz

Ne servetim ne şöhretim ne mülküm,
Benim senden başka yoktur bir ülküm.
Sazım garip, hicran dolu her türküm,
Taş plakta kaldı şimdi şarkımız.

Hamit Hayal

İnsan

Sona doğru hep bir adım,
Kaderdir, atmada insan.
Hayat kısa , ömür tadım,
Küsüp kaş çatmada insan.

Birazı gün biraz gece,
Tükenmede hece hece.
Çözülemez bir bilmece,
Güne gün katmada insan.

Bir girdapta döner durur,
Dil savrulur, ağız kurur.
En sonunda ecel vurur,
Ölümü tatmada insan.

İnsan özünde bir perde,
Muaamadır, söz bir perde.
Görmez gözünde bir perde.
Bir ufka batmada insan.

Hayat belki derin konu,
Bir adımdır başı, sonu.
Solmada her rengin tonu,
Sonsuza yatmada insan

“Ölümü yen, zoru başar”,
İnsan hayal edip, yaşar.
Uzun, ince, ömür aşar,
Nice yol tutmada insan.

                Hamit Hayal

Göreceksin

Bütün mazlumların elbet yüzü ak,
Gel diyen açık bir el göreceksin.
Sisli bir gecenin şafağından bak,
Ağlayan gözlerde sel göreceksin.

Muazzez bir mah’ı kuşatan tüller,
Bir kara duman ve önünde küller;
Daha goncasında solmuştur güller,
Yüzünü yalar bir yel göreceksin.

Zannetme dünyanın dönüşü boşa,
Bunca ayrılık var gitmez ya hoşa;
Birgün nihayete hep koşa koşa,
İnsanda bir meçhul hal göreceksin.

Düşkünü görürsen bil ki itilmiş,
Ümitler tükenmiş, yollar bitilmiş;
Bir çöl serabında çoktan yitilmiş,
Dilleri söylemez lal göreceksin.

Yürek vuruyorsa kabından taşar,
Koç yiğide dağlar yollardan aşar;
Ruhunda dirilik var mı bir yaşar,
Omuzlar üstünde sal göreceksin.

İlk adım boşlukta, düşüş bidayet,
Kimi hüsran tadar kimi hidayet;
Bir perde kapanır, iner nihayet,
“Sende artık ibret al” göreceksin.

                   Hamit Hayal

Yok işte…

Biz neden büyümedik sımsıcak bir kucakta,
Yok işte arayacak, anacak yar yok işte,
Hep bir sevgiye muhtaç, mahrum köşe bucakta,
Saçımı tarayacak, kanacak bir yar yok işte.

Birgün öğrendim ki ben insan denen ruh ve et,
Çözülmez bir varlıktır, öğrenmeye devam et,
Yenilmek belki kader, imdadına kendin yet,
Bizimde sevdamızla yanacak yar yok işte.

Ebedi sevgiliye aç elini et niyaz,
Açan gülleri gördüm, ömrü bahar belki yaz.
Sımsıcak sevgiler var, gönüller kış, yüz ayaz,
Kanayan yaramızı onacak yar yok işte.

Tattığın elemin ne, kederini tarif et,
Ne bekledin hayattan, hederini tarif et.
Hangi marifetin var, kaderini tarif et,
Akgögsümüz üstüne konacak yar yok işte.

Ezel denen zamandan ebede çağlar insan,
Düşer, kalkar ve koşar hep ümit bağlar insan.
Hayat dersinde gördüm, güler ve ağlar insan,
Bize mutlu bir ömür sunacak yar yok işte.

İster içine sığın, ister gözün nemine,
Her şey bir gölge sanki asıl ötede mi ne?
Ömür nedir bak anla bir zerrenin demine,
Gözyaşıma elini banacak yar yok işte.

Uyan artık rüyadan, düşünü kendince yor,
Ne anlamsız diller var, kendi dilin ne diyor?
Varlık yokluk bahane, yol hep devam ediyor,
Bütün korkularımı yenecek yar yok işte.

Kimin umurundadır sendeki bu alınmak,
Hayatın bir ucundan bir ucuna salınmak.
Nice mutlulukların kaderinde çalınmak,
Bu dünyada vefakar denecek yar yok işte.

                                Hamit Hayal

Ömer Seyfettin

Ömer Seyfettin’e…

Gönenin tarihinde seraptan bir zamana
Belki de bir talihle eren çocuktur Ömer.
Derin hatıraları çalıp giden maziden
Bize yeniden geri veren çocuktur Ömer.

Nicedir unutulmuş, toprak olmuş isimden,
Her biri bir hatıra, artık solmuş resimden;
Bir daha geri gelmez o güzelim mevsimden,
Şüphesiz kardelenler deren çocuktur Ömer.

Bir adım ötemizde bizim olan bu şehir,
Akıp giderken dünden yarına doğru nehir.
Gönen istasyonunda zamanı edip tehir,
Gözümüzün önüne seren çocuktur Ömer.

Savaşlar ve yangınlar, hala süren bir sefer,
Yokluğun ortasında bu çocuk ölmez nefer.
Bugünden geri gidip dünü bulmaksa zafer,
Dünden bugüne bakıp gören çocuktur Ömer.

Ant hikayesinde ya da kaşağı da hüzünü,
Hasan ile Mıstık’ın keşfettik biz yüzünü.
Gecesiyle yaşarken Gönen’in gündüzünü,
Bize dünden bir dünya ören çocuktur Ömer.

Hayalden öte haktır Gönende koşan atlar,
Geride kalan dünün üstünde yeni katlar;
Ömer Seyfettin gibi saygın, yüce ne zatlar,
Sevgiyle kalbimize giren çocuktur Ömer.

Ömer Gönenli çocuk, belki gözünde yaşlar,
Şimdi yıkık bir evde sonsuz yaşama başlar;
Mektep tarihe göçmüş, çeşmesi düşük taşlar,
Dünden yarına izi süren çocuktur Ömer.

Zaman kayıklarında kürek çekip aheste,
Gönen ruhu mest eden anılar yüklü beste;
Dünkü zamandan bize Ömer’den kalan seste,
Kökten ayrı düşmeyi yeren çocuktur Ömer.

                             Hamit Hayal


Ömer Seyfettin kimdir?

28 Şubat 1884’te Gönen’de doğdu. 6 Mart 1920’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Çağdaş Türk öykücülüğünün ile “Milli Edebiyat Akımı”nın kurucularından. Kafkas göçmenlerinden Yüzbaşı Ömer Şevki Bey’in oğlu. Öğrenimine Gönen’de başladı. Babasının görevi nedeniyle sürekli yer değiştirmemeleri için annesiyle bilikte İstanbul’a gönderildi. 1892’de Aksaray’daki Mekteb-i Osmaniye’ye yazdırıldı. 1896’da Eyüp’teki Baytar Rüşdiyesi’ni bitirdi. Edirne Askeri İdadisi’nden sonra 1903’te İstanbul’da Mekteb-i Harbiye’den mezun oldu. Mülazim (teğmen) rütbesiyle orduya katıldı. İzmir Zabitan ve Efrat Mektebi‘nde bir süre öğretmenlik yaptı. 1908’de merkezi Selanik’te olan 3’üncü Ordu’da görevlendirildi. 1911’da ordudan ayrıldı. Ama Balkan Savaşı çıkınca tekrar askere alındı. Sırp ve Yunan cephelerinde savaştı. Yanya Kalesi’nin savunması sırasında Yunanlılara esir düştü. Bir yıl süren tutsaklıktan sonra İstanbul’a döndü. Kısa bir süre “Türk Sözü” dergisinin başyazarlığını yaptı. 1914’te Kabataş Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Ölümüne dek bu görevi sürdürdü. Yazmaya Edirne’deki öğrenciliği sırasında başladı. İlk şiiri “Hiss-i Müncemid” “Ömer” imzasıyla 1900’de “Mecmua-i Edebiye”de yayınlandı. İlk öyküsü “İhtiyarın Tenezzühü” 1902’de Sabah gazetesinde yer aldı. İzmir ve Makedonya’da görevliyken yazdığı şiir, öykü ve makaleler çeşitli dergilerde çıktı. Askerliğe ara verdiği dönemde ise yazıları “Rumeli” gazetesi ve çeşitli dergilerde yayınlandı.

Selanik’te yayınlanan “Genç Kalemler” dergisindeki yazılarıyla ünlendi. Derginin ikinci dizisinin ilk sayısında Nisan 1911’de yayınlanan “Yeni Lisan” başlıklı yazısı “Milli Edebiyat” akımının başlangıç bildirgesidir. Yazılarında, yalın, halkın konuştuğu ve anladığı bir dil kullanmak gerektiğini savundu. Türkçe’nin kendi kurallarına uygun yazılmasını, Arapça ve Farsça sözcüklerden arındırılmasını istedi. Milli Edebiyat akımının öncülüğünü Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem‘le birlikte sürdürdü. 1. Dünya Savaşı yıllarında “Yeni Mecmua“da yayınlanan öyküleriyle ününü iyice yaygınlaştırdı. Öykülerini kişisel deneyimlerine, tarihsel olaylara ve halk geleneklerine dayandırdı. Günlük konuşma dilini kullanması, öykülerine canlı ve etkileyici bir özellik verdi. Çok değişik konular işledi. Bunları anlatırken yergiye, polemiğe, komik durumlara ve toplumsal yorumlara da yer verdi. Sağlık durumu bozulup ölümünden sonra 1926’da öykülerini önce Ali Canip Yöntem derledi. Ardından Ahmet Halit Kitabevi 1936’da bir derleme yaptı. 1950’den sonra Şerif Hulusi, öykülerini yeniden gözden geçirip 10 cilt halinde yayınladı. Rafet Zaimler Yayınevi 1962’de 30 öykü daha ekleyerek 11 ciltlik bir külliyat halinde yayınladı. Son olarak Bilgi Yayınevi, “Bütün Eserleri” adıyla tüm öykülerini 16 kitapta topladı. Kahramanlar, Bomba, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet bu dizideki öykü kitaplarından bir bölümü. İnceleme kitaplarında “Tarhan”, “Ayın Sin” rumuzlarını kullandı.(1)

(1)http://www.edebiyatogretmeni.net/omer_seyfettin.htm,erişim:13.03.2012

Anlat sen…

Kolay değil yaşamak yeryüzünde,
Ben dinlerim hikâyeni anlat sen.
Azı sevinç, ömrün çoğu hüzünde,
Ben dinlerim, hikâyeni anlat sen.

Nasıl gelir kolayına, sözle mi,
Gözlerime dalıp giden gözle mi;
Yeter ki sen içinde ki özlemi,
Ben dinlerim, hikâyeni anlat sen.

Yolumuza yüce dağlar çıkma da,
Hayal etsek hakikatler yıkma da;
İnsan dertli, yaşamadan bıkma da,
Ben dinlerim, hikâyeni anlat sen.

İçimizde bir gölgesi dururmuş,
Hayat yansır, yüzümüze vururmuş;
Ağlayan göz en sonunda kururmuş,
Ben dinlerim, hikâyeni anlat sen.

Anladıkça bahtlı, bahtsız farkını,
Görmeliyiz dönen dünya çarkını;
Bir ıslık çal, sonra söyle şarkını,
Ben dinlerim, hikâyeni anlat sen.

Hikâyeler uzun, kısa ve derin,
Her biri bir oyunudur kaderin.
Ebediyen bitmese de kederin,
Ben dinlerim, hikâyeni anlat sen.

Yaşanan ne, anılardan bir külmüş,
Bu dünya da nice boynu bükülmüş;
İnsan aynı, ya ağlamış, ya gülmüş,
Ben dinlerim, hikâyeni anlat sen.

                           Hamit Hayal

Bir türlü…

Benim için dünya dönmede boşa,
Bir türlü hakikat olmadı düşüm.
Yoruldum peşinden hep koşa koşa,
Bir türlü hakikat olmadı düşüm.

Kökümde ne varsa dalım o benim,
Yoruldum, yenildim halım o benim.
Kim açtı bir meçhul, falım o benim,
Bir türlü hakikat olmadı düşüm.

Ya dostlar incitir, ya el savurur,
Bahtım yok, hoyrat bir el savurur,
Ya bir rüzgar kırar ya yel savurur,
Bir türlü hakikat olmadı düşüm.

Zamandan ayırdım, kestim aşımdan,
Kim derin bakarsa anlar yaşımdan.
Sormayın geçti mi sevda başımdan,
Bir türlü hakikat olmadı düşüm.

Bilmeyen orda bir yer var aramaz,
Eğri yol bir kere Hakka varamaz.
Derde derman bulsam bana yaramaz,
Bir türlü hakikat olmadı düşüm.

Kader ne verdiyse o benim payım,
Artık bundan sonra ok atmaz yayım.
Nem kaldı şura da kaç yıl kaç ayım,
Bir türlü hakikat olmadı düşüm.

                          Hamit Hayal

Bir garip kalsada

Nice kederlerin vardık tadına,
Boş yere akmadı yaşımız bizim.
Bir ömür Allah’ı anmak adına,
Elliye dayandı yaşımız bizim.

Yolumuza güller serdi ök’ümüz,
Sarsılmaz bir iman ile kökümüz.
Rahmetler dilendik verdi gökümüz,
Muhakkak helaldir aşımız bizim.

Felek sebebince düşürse derde,
Kaderdir yazılmış deriz biz serde.
Ne gökte ararız ne boşa yerde,
Gözümüz üstünde kaşımız bizim.

Çok şeyler yaşadık, yaşarız daha,
Biz sitem etmeyiz, düşmeyiz aha.
Minnetimiz, yoktur, riyamız şaha,
Vurulsa ne olur başımız bizim.

Sağı, mekan edip solu bir ömür,
Sonunda doğrultup yolu bir ömür;
Hakikat yaşadık dolu bir ömür,
Bir garip kalsa da taşımız bizim.

                      Hamit Hayal

Anılar

Nereye daldıysa gözümün ucu,
Gördüm ki yaşanmış oyun anılar.
Hayatın aslına olsaydı rücu,
Derdim ki yerine koyun anılar.

Sonsuza binilmiş kanatlı atlar,
Üst üste yaşanmış, iç içe katlar;
Nasıl unutulur maziden tatlar,
Beni gözyaşımla yuyun anılar. 

Ümitler tükenir, tutkular siner,
Bulutlar çekilir, fırtına diner;
Her oyun sonunda bir perde iner,
Bükmek zamanıdır boyun anılar. 

Kimi sevdimse ben şimdi bir isim,
Kimi solmuş kimi renkli bir resim;
Sığındığım liman, eski adresim,
Beynimi derinden oyun anılar.

Sevginin kucağı, aşkın dizinde,
Günahım, sevabım saklı gizinde;
Geri dönsem yaşanmışın izinde,
Sessiz çığlığım var duyun anılar.

                                      Hamit Hayal

Bu alem

Katresi kaldıysa aşkın özümde,
Almaya kepçeni daldır sevdiğim.
Özümü bitirdim, Leyla gözümde,
Bu işte öyle bir haldır sevdiğim.

Felek bir pervane döner başımda,
Hep sitem olacak yalnız taşımda.
Belki de kırk, elli, atmış yaşında,
Akıbet bir kuru saldır sevdiğim.

Ne kaldı elimde, ne aldım, sattım,
Garip gönüllere benden ne kattım?
Şafaklarda doğdum, gece de battım,
Söyleyemez dilim, laldır sevdiğim.

Rüyalar görsen de birbirinden hoş,
Bu dünya değirmen, bu alem ne boş.
İdrakten uzağım, başım hep sarhoş,
Diyemem ki düştüm, kaldır sevdiğim.

Kuzuya benzermiş, kimisi kurda,
Gelenler gidiyor, durmuyor burada.
Gönlüm sarayında bir lahza dur da,
Boşaldı kadehler doldur sevdiğim.

                           Hamit HAYAL

Yalnızsın diyor

Nice zaman var ki, bu sessiz gece,
Yalnızlıklar tattım `yalnızsın` diyor.
Sanki gözlerınde derin bilmece,
Ne ümitler kattım, `yalnızsın` diyor

Gölgeler uzayıp, vakit erince,
Yeniden başlıyor gece, derince.
İnsanın kaderi gönül verince,
Bir belaya çattım `yalnızsın` diyor.

O sancı sanki ben yalnız kalınca,
Saplanan bir mızrak kalbe dalınca.
Nihayet kurduğum saat çalınca,
Uzağa fırlattım `yalnızsın` diyor.

Belki de bu böyle bir ömür benle,
Sadece bir sual `hangi nedenle`?
Kabına sığmaz ruh, köhne bedenle,
Ne elemler tattım `yalnızsın` diyor.

Ne varsa alem de sevmek adına,
Varamadım bir sevdanın tadına.
Yıllar sonra bile düşse yadına,
Hep içime attım `yalnızsın ` diyor.

                      Hamit Hayal

İnşallah

Bir nişane kalsın senden ak diye,
Yolun hakikate ersin inşallah.
Rabbi zikret, son kelamın Hak diye,
Ne muradın varsa versin inşallah.

Dünyayı büyütme bunca gözünde,
Aşkı dirilt, sevgi olsun sözünde.
Yüce Peygamberin aşkı özünde,
Son deminde “Allah” dersin inşallah.

Yolun sonu belli olur başında,
Hak olmalı bir ömrün her yaşında.
“Mağrur” yazmamalı mezar taşında,
Hak gözetsin, seni görsün inşallah.

Önümüzde uzun yollar var derken,
Ölüm gelir, ne gecikir ne erken;
Dilerim ki Rabbe kulluk ederken,
Ocağın şen, neslin sürsün inşallah.

Elbet ölüm gitmez nefsin hoşuna,
Dünya bir değirmen dönmez boşuna.
Hep ümit et, ara verme koşuna,
Helal kazan, helal yersin inşallah.

Allah rızasını gözet, niyaz et,
Bu ne kelam ne yalnız bir riyazet,
Dilden kalbe bir köprü kur, iyaz et,
Rabbim seni nurla sarsın inşallah.

Ümit veren bir imanla dol da sen,
Rabbimizi zikreden kul ol da sen;
Oğulcuğum hak denilen yolda sen,
Duan yüce kata varsın inşallah.

                           Hamit Hayal

Yağmur

Anlarım her yağmur yüce bir rahmet,
Ve yerin göklerle buluşmasıdır;
Muhakkak bir çile, her doğum zahmet,
Kaderin köklerle buluşmasıdır;
Anlarım her yağmur yüce bir rahmet.

Sonuçtan sebebe bir kapı açış,
Bir kader yer ile gök’ü bağlamak;
Dünya da mümkün mü kaderden kaçış,
Belki de göklerde bu her ağlamak.
Sonuçtan sebebe bir kapı açış,

Bulutlar inlerken gök çözülmede,
Sanki bir mukaddes doğum yarılış;
Yerler sevinirken gök üzülmede,
Su ile toprakta aşkın karılış;
Bulutlar inlerken gök çözülmede.

Ne yağmurlar yağdı sanki gözyaşı,
Sonucu yaratan Rabbe bağlanmak;
Rahmeti tatmakmış aşkın en başı.
Yağmur getirirmiş Rabbe ağlanmak,
Ne yağmurlar yağdı sanki gözyaşı.

Rahmandan merhamet çöl olmuş ruh’a,
Mümkün mü kalplere Onsuz eriliş.
Yağmurlar kudreti sunarken Nuh’a,
Yanmış dudaklarda sonsuz diriliş.
Rahmandan merhamet çöl olmuş ruh’a,

Bugünde yüce de kara bulutlar,
Yorulmuş göklerden rahmet inecek;
Bugünde yeşermiş derin umutlar,
Ruhlara yaşamak aşkı sinecek;
Bugünde göklerde kara bulutlar.

Bu gece özümden bir başla yağmur,
Katreler gözümde, ağlamaktayım;
Beklide secde de bir başla yağmur,
Yücelere umut bağlamaktayım;
Bu gece özümden bir başla yağmur.

Anlarım her yağmur yüce bir rahmet,
Ve yerin göklerle buluşmasıdır;
Muhakkak bir çile, her doğum zahmet,
Kaderin köklerle buluşmasıdır;
Anlarım her yağmur yüce bir rahmet.

           Hamit Hayal / Gönen / 11.07.2009

Pişman değilim

Ben senin bir çift sözüne,
Kandım ya pişman değilim.
Özümle baktım özüne,
Yandım ya pişman değilim.

Erken getirdin güzünü,
Yaşatıyorsun hüzünü.
Göstermediğin yüzünü,
Andım ya pişman değilim.

Bunca hayal, bunca hülya,
Çok kısa sürdü bu rüya.
Bir tadımlık imiş dünya,
Bandım ya pişman değilim.

Su yolunda kırık testi,
Gönlümde fırtına esti.
Geldi geçti bir hevesti,
Sandım ya pişman değilim.

Yaşamak zor hederimle,
Başbaşayım kederimle.
Ben ömrümü kaderimle,
Sundum ya pişman değilim.

Ne sitemin, ne ahından,
Yendin yüzünde mahından.
Seni sevmek günahından,
Yundum ya pişman değilim.

                   Hamit Hayal
 

Öğretmenim

Tarih denen akışta ışıktan seferlerle,
Cehaletin önünde sen durdun öğretmenim;
Hakikat ordusundan yenilmez neferlerle,
Bize yeni bir dünya sen kurdun öğretmenim.

Yurdun dağları çöker, gam bürürken düzünü,
Yorgun ve yenilmiştik, tatmıştık her hüzünü;
Sen tuttun elimizden, bize döndün yüzünü,
Kırılmış kalbimizi okurdun öğretmenim.

Hep ileri gitmeyi yüce ülkü saydıkça,
Beşikten ta mezara ilim, irfan yaydıkça;
Gaflet ve dalalet yok, nurun ile aydıkça,
Nakış nakış mutluluk dokurdun öğretmenim.

Nice ırmaklar akar, ne seller durulurken,
Özgürlük kavgasında en önde vurulurken;
Biliyorum ki dünya yeniden kurulurken,
Peygamber müjdesiyle duyurdun öğretmenim.

Ne gözümüzde yaş ol, ne elimizden bırak,
Hakka ulaşan yolda sen ustasın, biz çırak;
Oysa bir zamanlar biz marif nurundan ırak,
Düşünde bir milletle uyurdun öğretmenim.

Hayatta en hakiki mürşit ilimse, fense,
Gülüyorsa yüzümüz, memleketimiz şense;
Yeridir öğretmenim sana “aşkımız” dense,
Çağımıza bir mühür sen vurdun öğretmenim.

Kim ki ardına düşer, koşar, kucaklar çağı,
Bir millet olarak biz kurdukça gönül bağı;
İlminden irfan aldık, aştık her zorlu dağı,
Bir ve beraber olmak buyurdun öğretmenim.

Bir gül yurdunda şimdi şafak yüzlü çocuklar,
Masum, inanmış, emin, ne ak yüzlü çocuklar;
Hak yoldan dönmeyecek bu hak yüzlü çocuklar,
Her ümit, son aşkısın bu yurdun öğretmenim.

Yüzüm ak, alnım açık, başım dik edenini,
Sonsuz sevgim,saygımla çözerken nedenini;
Bu mukaddes davada ruhun ve bedenini,
Kalbin ve kafan ile sen yordun öğretmenim.

                                                             Hamit Hayal/ Gönen / 24.11.2010
 

Yasal Uyarı: Bu site de yayınlanan şiir ve yazılar üzerinde ki tüm haklar altlarında ki imza sahiplerine ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca hak sahiplerinin adı belirtilmeden alıntılanamz ve kullanılamaz.

Bu hapishanede

Çevrem de aşılmaz bu taş duvarlar,
Tavanda yağmurun azgın vuruşu.
Çürütürken beni bu yaş duvarlar,
Günahın hesapsız her kuduruşu.

Dili yok anlatsın zaman denen sır,
Bu hapishane de sanki bin asır;
Duygularım öldü, kalbimde nasır,
Çözülmez aklımın karşı duruşu.

Vicdanlar inlesin bir ömür derken,
Yaşadığım hayal, ölüm hep erken;
Bu hapishane de kendimi yerken,
Hüsrandır zalimin dünya kuruşu.

Kuvvet incitiyor, kudretler densiz,
Bu hapishane de ölüm nedensiz;
İnsan var içimde ruhsuz, bedensiz,
Od düşmüş gönlüme zor kavuruşu.

Üstüme gelmede, çökmede taşlar,
Her günüm işkence ederek başlar;
Ne hapishanem de biter savaşlar,
Ne de kaderimin bu savuruşu.

Çevrem de aşılmaz bu taş duvarlar,
Tavanda yağmurun azgın vuruşu;
Çürütürken beni bu yaş duvarlar,
Günahın hesapsız her kuduruşu.

           Hamit hayal/Gönen/25.07.2009

 

Yasal Uyarı: Bu site de yayınlanan şiirler üzerinde ki tüm haklarımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca saklıdır. Sitemizde yayınlanan tüm şiirler yazar adı ve alıntı yapılan sayfaya bağlantı yapılarak kullanılabilir.

Bursa da gülüm hasta

En uzun mesafeler tükenmez derken Bursa,
Sabahın uykusunda daha çok erken Bursa.
Ben şafak yolcusuyum, Bursa’da gülüm hasta,
Bir sokak yokuşunda akıp giderken Bursa.

Demek ki vaktindeyiz, arzdan arşa bu çağrı,
Nurlaşan bir zamanın ezan dolarken bağrı.
Ben şafak yolcusuyum, Bursa’da gülüm hasta,
Çekilmez bir lodostan başımdaki son ağrı.

Son demi uykusunun, son ölümü bu anda,
En aheste uyanış sanki eski bir handa.
Ben şafak yolcusuyum, Bursa’da gülüm hasta,
Kimsesiz ve yalnızım Bursa denen cihanda.

Bütün ihtişamıyla Bursa ovasında gün,
Bugün biraz yorulmuş, sanki birazcık ölgün.
Ben şafak yolcusuyum, Bursa’da gülüm hasta,
İçimden gelen dalga çoktan körelmiş sürgün.

En derin rüyasında, bunca asır, bunca çağ,
Nereden bilsin beni, başı gökte Uludağ.
Ben şafak yolcusuyum, Bursa’da gülüm hasta,
Yorgunluklar içimde bir kör düğüm, bir kör ağ.

                            Hamit Hayal-Gönen:24.03.2007

Yasal Uyarı: Bu site de yayınlanan şiirler üzerinde ki tüm haklarımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca saklıdır. Sitemizde yayınlanan tüm şiirler yazar adı ve alıntı yapılan sayfa belirtilerek kullanılabilir.

Yenilmişim ben

Ne hayalim gerçek, ne hakikat düş,
Hayatta ne erken yenilmişim ben;
Her şey zihnimde bir aksi görünüş,
Var olmak isterken yenilmişim ben.

Neyim varsa düne ait sararmış,
Bir el değdi sanki bahtım kararmış,
Çok zamandır ölüm beni ararmış,
Bugün, yarın derken yenilmişim ben.

Gördüm en sonunda beni, nerdeyim,
Geri dönsem dönülmez bir yerdeyim,
Dert içimde, ben dışında perdeyim,
Beni sessiz yerken yenilmişim ben.

Çok oldu ben işi, gücü asalı,
Her şey yalan afakanlar basalı;
Anlıyorum ömür bir dert masalı,
Her gün dert ederken yenilmişim ben.

Nice hayat dersi bende hep bıkış,
Dirensem de üstün geldi her yıkış;
Nerede var, hangi yönde bu çıkış,
Gayretim hederken yenilmişim ben.

                                           Hamit Hayal 

Search
Advertisement
Uyarı
Yayınlanan yazıların tüm hakları 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre Hamit Hayal’e aittir.Alıntı yapılan yazı, alıntı yapılan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir
Yazılarımızın bir kısmına Facebook sayfamızdan da ulaşabilirsiniz
Sayfalar
Son Yazılar
Slideshow
Gallery
1974 1975 4_0 3_0 2_0 6
memurlar.net
Tarihte Bugün

Tarihte Bugün v.8.0
NewStatPress
Visits today: _
UserOnline
1 User Browsing This Page.
Users: 1 Guest
Flash MP3 Player

Here is the Music Player. You need to installl flash player to show this cool thing!

Arşivler
Son Yorumlar