Archive for the ‘Tarih ve Kahramanlık Şiirleri’ Category

Çanakkale

Tarih denen sahnede nice mazlum adına,
Zulmün karşısında dik duruştur Çanakkale.
Yükselen bir bayrağın düşmemek inadına,
Ve son Türk devletini kuruştur Çanakkale.

Bir milletin ebedi hasretine katılan,
Ne erler gördü cihan, hep ileri atılan.
Bu vatan sevdasına sonsuzluğa yatılan,
Kalplerde en korkusuz vuruştur Çanakkale.

Bu dünya neler gördü, acılar tattı densiz,
İnsanlık denen varlık bazen ruhsuz, bedensiz;
Bazen bir hiç uğruna gönül kırdı nedensiz,
İman-küfr arasında yarıştır Çanakkale.

Görülmez bir kibirle; “ben kudretim” diyerek.
Gülmez dünyadan başka bir yer insan yiyerek;
Kahroldu bütün putlar şafakta eriyerek
Tarih, talih ve kader yoruştur Çanakkale.

Dağlar atıldı burada, savruldu nice taşlar,
Kapanırken son perde gönülden göze yaşlar;
Ölüm tattı nefisler, yere indi dik başlar,
Yüce Yaradan ile barıştır Çanakkale.

Türk aşılmaz imanla ömrü rabbine adar,
Ebedi bir sevdadan ilahi aşkı tadar.
Hakikat kapısını açıp ardına kadar,
Cennet denen diyara varıştır Çanakkale.

                             Hamit Hayal

Kutlu millet

Bir ebedi yarışta düşmeyecek var mı, kim,
İnsanlık tarihinde köklerim sırla başlar;
En yüce ülkülerden tarih denen birikim,
Bir Allah’a taatta, düşse eğilmez başlar.

Bir iman kavgamız var, dünden yarına sonsuz,
Biz yalnız O’ndan kuvvet alarak aştık çağlar;
Türk dünyada ayakta kalamaz yalnız O’nsuz,
Bizi Allah’a yalnız Türklük hasleti bağlar.

Biliyorum bu dünya bir değirmen ve elek,
Milletler var olmanın düşünde bir yarışta;
Nice zor zamanlarda düştük, ağlattı felek,
Yinede yüz dönmedik kavgada ve barışta.

Sadet ve şerefiyle bir tek millet var kutlu,
Hakikat kitabında yazılmış var adımız;
Bu yüzden biz ölümü karşılarken hep mutlu,
Doğmak kökten bir talih, ölmek gökte andımız.

Hakka açılan kapı ilk adım var eşikte,
Bizim zaman ve zemin, kâinat ve dünyada.
Bugün adına vatan denilen hür beşikte,
Aslına dönmek denen fethi görüp rüyada.

Biz yine encamında malik olup bir mülke,
Yaşanmış hatıradan dün kalan kutlu millet;
Muktedir devirlerden şimdi kutsal bir ülke,
Hak ve hakikatiyle şan alan kutlu millet.

Hamit Hayal

Bayrağım

Bin yıllık hatırayla tarihim denen kökte,
Var olma kavgamızdan kalan bir şan bayrağım;
Arzdan arş’a kapılar açıp ta mavi gökte,
Çağlar üstü çağlara menzil aşan bayrağım.

Hakkı arayan gönül, destan bengi taşlarda,
“Düşmeyecek ebedi” der gözde ki yaşlarda;
Kuvvet ve kudretimden bir gölge ki başlarda,
Yenilmez bir imanla kalpten taşan bayrağım.

Yaşama sevincimle dost al ve ak renklerde,
Nice mazlum adına vuruşurken cenklerde;
Bize kader yazılmış, gönlüm var ahenklerde,
Yücelen bir talih ol, aşkla yaşan bayrağım.

Ay’ı avuçlar gökten, yıldızlara son sefer,
Kan rengi şafaklarda şaha kalkmış ya nefer;
Bahtımdır arz’a dikmek, kaderimdir her zafer,
Medeniyet nuruna doğru koşan bayrağım.

Bir düğünde gelinlik, şehidimde örtü, pak,
Ebedi bir müjdeyi gökten yere vermiş Hak;
Tarih denen zamanda başım dik ve yüzüm ak,
Tarih ve talihime sonsuz nişan bayrağım.

                                             Hamit Hayal

Nerede?

Anladım düşermiş eğilmez başlar
Bu dünyaya sığmaz canlar nerede?
Söyleyin duvarlar, söyleyin taşlar,
Peygamber muhibbi hanlar nerede?

Şimdi bakıyorum viran saraya,
Bir çare var mı bu eski yaraya?
Ne zamanlar girmiş dünle araya.
Asırlar, seneler, anlar nerede?

Yurdunu bırakıp göçeden atlar,
Düzen bırakmadı, bozuldu tatlar;
Aksakallı, pir-i fani son zatlar,
Kaldı mı derdi mi anlar, nerede?

Yurdu için ölen kalpte mah imiş,
Koçyiğidin her biri bir şah imiş;
İnsan muradetse kader bah imiş,
Destanlarda yazan sanlar nerede?

Alnımın ateşi ne zaman söner?
Kim diyorsa göçen geriye döner,
Kalbim tefekkür et, ey dilim öner,
Şafak mı gecikti, tanlar nerede?

Zamanın abide, anıt ve büstü,
Ecdadın zaferi bir eski süstü;
Perdeler indi bu son akşamüstü,
Dilden dile düşen şanlar nerede?

                       Hamit Hayal

İbret aynasında

İbret aynasında andım tarihi,
Zaferle dolu her anımız bizim.
Yıllardır dönmeyen makus talihi,
Döndürmeye hazır canımız bizim.

O eski düzenler nasıl kurulur,
Kimi şaha kalkar, kimi vurulur,
Zaman nerde akar, nasıl durulur,
Yıkılmış, virane hanımız bizim.

Bir zamanlar doludizgin akında,
Uzak mesafeler her gün yakında.
Kılıçlar paslanmış şimdi bir kında,
Yeniden yazılsın şanımız bizim.

Verilmiş vaatler, alınmış sözler,
Yarına dalması gereken gözler;
Bugünü değil de, hep dünü özler.
Dökülmeye hazır kanımız bizim?

Kırılacak elbet bir gün inatlar,
Anka’dan alınmış sanki kanatlar;
Mohaç’tan Umman’a yüce sanatlar,
Resul-i Zişan'dır hanımız bizim.

Şafak sökmesine saatler kala,
Padişah secde de, kıyamda lala.
Serhat boylarında yine dört nala,
Sarılsın ön, arka, yanımız bizim.

                     Hamit Hayal

Bir millet…

Allah’ı zikreder, gözünde yaşla,
Derin bir imanla bitmeyen taat;
Bir millet düşünün secde de başla,
Dün asırlar geçti, bugün kaç saat?

Gazada bir ömür, cihat’ta çağlar,
Dönülmez bir iman Allah’a bağlar.
Resul-i Zişan’ın züht’ünce ağlar,
Çilesi meşk idi, şimdi sefahat.

Rahmandır rahmeti veren ve alan,
Çürümüş bu düzen, nicedir yalan;
Ne kendine zulmet, ne de oyalan,
Hani hükümranlık, nerde şecaat?

Bir millet düşünün düne umursuz,
Mukaddes sürünür, imanı sursuz.
Bir millet düşünün bugünü nursuz,
Arş’ta hak ziyandır, arz’da fecaat.

Bir millet düşünün kendine esir,
Basiret bağlanmış, etmiyor tesir.
Muhteşem mazisi sonsuz bir nesir,
Yenilmez kader mi zulme itaat?

Bir millet düşünün gözyaşı dökmüş,
Bir millet düşünün Rabbe diz çökmüş.
Bir millet düşünün şafağı sökmüş,
Resul-i Zişan’dan almış şefaat.

Allah’ı zikreder, gözünde yaşla,
Derin bir imanla bitmeyen taat;
Bir millet düşünün secde de başla,
Dün asırlar geçti, bugün kaç saat?

                       Hamit Hayal

Tarihim

Sordum “ Gülecek mi yine talihim”
“ Muhteşem yaşanan o anlar” diyor.
Hangi sayfasını açsam tarihim,
“Boşa mı döküldü bu kanlar” diyor.


İman kudretiyle yoğrulmuş, bedi,
Hak ile dostluğum benim ebedi.
“Yeter ki çökmesin gönül mabedi,
Allah’a adanır ne canlar” diyor.

“Perdeler açmaya varsa talibi,
Küfür zelil olur, iman galibi.
Baş eğsin, tabi kıl hükme salibi,
Susar ebediyen bu çanlar” diyor.

“Bir şafak düşünde geçen ömür az,
Kışın arkasından bahar, sonra yaz.
Kalp iman ettiyse ve diller niyaz,
Allah’ın indide ak hanlar” diyor.

Kudretin sahibi yüce Allah bir,
Resul-i zişandan öte var mı pir?
Cihat meydanına yeni baştan gir,
Gökten yere iner ne şanlar” diyor.

“Bu millet vahdete adanmış nefer.
Ferman mı bekliyor, fetva mı sefer?
Kim vardır hüsranda, kim tadar zafer,
Kurandan bir hüküm nişanlar” diyor.

                        Hamit Hayal

Padişah secdede

Viyana üstüne yeni bir sefer,
Taçlansın asrımız, anımız bizim.
Kalmasın nizama girmedik nefer,
Allaha adanmış canımız bizim.

Bu hangi çağ demem, bu zemin nere,
Cennet yakışmaz mı müminden ere?
Atamın cihan da gittiği yere,
Bir bayrak dikermiş şanımız bizim.

Cihan devlet ister, bekler günümüz,
Gaza da, cihat ta geçti dünümüz.
Garp ta tarih yazdık, şark ta ünümüz,
Sultan Süleyman’dır hanımız bizim.

Asrı zayi olan “ettim” der mi kâr,
Küfür beyan olmuş, ayandır inkâr.
Ferman et katınca, öne düş hünkâr,
Zafer için aksın kanımız bizim.

Zafere “el aç” der, ökten isteriz,
Özenir, şan, şeref kökten isteriz.
Yerden niyaz eder, gökten isteriz,
Vatandır, gül açar ban’ımız bizim.

Şafak sökmesine saatler kala,
Padişah secde de, kıyam da lala.
Serhat boylarında yine dört nala,
Sarılsın ön, arka, yanımız bizim.

                  Hamit Hayal

Habur şafağında

                          Anadoluyu vatan yapanlara…

Habur şafağında nur, yıldızlar katar, katar,
Bütün ihtişamıyla haburdan doğar, batar;
Verilen en son emre itaat ile Türk tabur,
Şaha kalkmış yürekte yarından emin atar.

Bir ebedi bağlanış varlığına andında.
Karlı dağlarla kardeş, vatan ile yandında;
Verilen en son emre taat ile Türk tabur,
Belki arş’ın kapısı, bir anka kanadında.

Yıldız yıldız akarken ufkun ötesi Irak,
Belki bir kirli mayın, bir kurşun belki firak;
Verilen en son emre vaat ile Türk tabur,
Dağlarda binbir yılan kuyruğunda çıngırak.

Vatan elbet hürriyet toprağında, taşında
Bayraklar dalgalanır eğilmez dağ başında;
Verilen en son emre saat ile Türk tabur,
Varlığın bekasına şimdi zor savaşında.

Şafağında akarken Habur son savaş değil,
Bir yıldız kayışında, son sürat, yavaş değil;
Verilen en son emre naat ile Türk tabur,
Varlığım armağandır, yalnız kuru baş değil

                                Hamit Hayal

Çağlar bekliyor

Ey rabbin muazzez kıldığı millet,
Şahlan, aşılacak dağlar bekliyor.
Bu zamandan öte nice zaman var,
Belki şaşılacak çağlar bekliyor.

Çözülmüş bağlanış, tükenmiş yaşam,
Basra harap olmuş, hüzne dalmış Şam.
Nerede o mazi denen ihtişam,
Gülü solmuş, viran bağlar bekliyor.

Anlıyor ki insan gönül verince,
Bin yıllık hasretten daha derince;
Bir diriliş, yeni baştan erince,
Ölen ölmüş, kalan sağlar bekliyor.

Ne mazi derinde, ne ati ırak,
İbretler alınsın nişane bırak.
Ey ustam, hayata başlayan çırak,
Vatan örülecek ağlar bekliyor.

Bu millet tarihte koşup en başta,
Var olma aşkıyla doldu her yaşta.
Nerede yenildik, hangi savaşta,
Kör talih güler mi, ağlar bekliyor.

                       Hamit hayal

Türkler

Bükülmez bileğin, eğilmez başla,
Allah’ın adıyla durulan millet.
Gözün ırmağında bir engin yaşla,
Arşın gölgesine kurulan millet.

Yenilmez iraden, ismin ile denk,
Allah rızasına adanmış her cenk.
Ayrılıklar gördün, acılar renk, renk,
Elbet “kader” deyip burulan millet.

Kudretin bağlanış, varlığın iman,
Rabbin katındadır verdiğin aman,
Mekânlar biliyor, şahittir zaman,
Sadece sevmekten yorulan millet.

Müjde şafağında nöbette erin,
Yeniden “yürü” der sahibi yerin;
Kirlenmiş insanlık, çıkmazlar derin,
Nicedir beklenen, sorulan millet.

Engin hatıralar, bunca köklü şan,
Dilerim ey mazi yeniden yaşan.
Çağların içinde zor dağlar aşan,
Zamanda yarına kurulan millet.

                      Hamit Hayal

Padişahım

Osmanlı Yenilmiş, düşmüş son akın,
Cihanı kuşatmış kir padişahım;
Belki emel uzak, ümit var yakın,
Yeniden Budin’e gir padişahım.

Arabistan çökmüş, Kafkaslar hasta,
Rumeli perişan, Balkanlar yasta;
Yeni bir ferman yaz, bir mühür basta,
Emrine amade mir padişahım.

Arşidük’te gurur, kibirlenmiş çar,
Cihanda şah idik, şimdi bir naçar;
Şüphesiz yaradan bir kapı açar,
Bu millet, bu ümmet bir padişahım.

Ocaklı, tımarlı, zülüf ehliler,
Akıncı şahlanmış, coşmuş deliler;
Ak sakallı pir-i fani veliler,
Hakikat ehlinden şir padişahım.

Tuna boylarında gül deste, deste,
Bülbülün çilesi hicrandan beste;
Şafakta sefer var, kulağım seste,
Bir daha şaşmasın tir padişahım.

Düşüşe nihayet, kalkmak ahtımız,
İnsanı tacetsek, iman tahtımız;
İstersek yeniden güler bahtımız,
Çözülsün artık bu sır padişahım

Bu ızdırap yoktur gürz yarasında,
Bunaldık geceyle gün arasında;
Osmanlı var dünün hatırasında,
Şu makus talihi kır padişahım.

Bir zaman kuvette, kudrette izam,
İmanım eksilmiş, eğrilmiş hizam,
Senden başka yoktur verecek nizam,
Çevremde günahtan sur padişahım.

Ehl-i iman millet, secde de bir han,
Nur ile kurulmuş yeni bir cihan;
Hakikat şah olsun, çözülsün nihan,
Resul-i Zişan’dır pir padişahım.

                      Hamit Hayal

Şehitler

Hakikat yurduna hicret deminde,
Nöbet bitmiş, silah çatmış şehitler;
İnandım yaradan Rabbin katında,
Hüsran bilmeyecek zatmış şehitler.

Bu fani alemin yunup kirinden,
Nihayet Allah’a erme fikrinden;
Arşın kapısında vuslat zikrinden,
Kalbinden korkuyu atmış şehitler.

Ölümü yenerken kutsal cenginde,
Asil ve yüce kan kudret denginde;
Bayrağa renk vermiş kızıl renginde,
Ömrünü vatana katmış şehitler.

Şehitler şanından ebet mirliğim,
Düzenim kurulu, çökmez dirliğim;
Bugün varsa bir çözülmez birliğim,
Vatan için ölüm tatmış şehitler.

Hakikat sırrının arif gülleri,
Dilim nasıl etsin tarif gülleri;
Cennet bahçesinin zarif gülleri,
Ufkumda bir güneş batmış şehitler.

Elbet zordur ayrılığın yakışı,
Vatan sevdamızın engin nakışı;
Bir sitem olsa da gözün akışı,
Kalbimde sonsuza yatmış şehitler.

                                Hamit Hayal

Şahlan milletim

Gecenin şafağından yeni bir nura doğru,
Artık sabah olmada kalk ve şahlan milletim;
Zaman akıp gitmede belki de sura doğru,
Yürüyen yol almada, kalk ve şahlan milletim.

Zamanı halden hale yaşayıp, evirmeye,
Çağlar var aşılacak, dağları devirmeye;
Zulüm beklerken bizi kuşatıp, çevirmeye,
Gül çocuklar solmada, kalk ve şahlan milletim.

Uzun, ince yollarda pusu kurmuş yılana,
Meyletme, gönül verme hakkı esir alana,
Gurbet bedende kalsın, dön ruh denen sılana,
Gönül efkâr dolmada, kalk ve şahlan milletim.

Küfrün tohumlarını yeşertmeden kefere,
Rabbin yücelen adı ilham olsun nefere;
Nizam-ı alem için belki bu son sefere,
Kervan geri kalmada, kalk ve şahlan milletim.

Şaştın, sindin ve döndün, sığın yüce Fatır’a,
Küfrü yenmiş zaferler dünden kalsın hatıra;
Tarih denen kitapta işlenmiş her satıra,
Arayanlar bulmada, kalk ve şahlan milletim.

Yalnız Allah’a meftun, Zat-ı Zişan’dan lehli,
Nerede hakikat var, bulmak imanda ehli;
Çürüyüp, çözülürken zaman yüceltip cehli,
Üstümüze salmada, kalk ve şahlan milletim.

Kim görürse gafildir, değiliz ki cüce biz,
Rabbin ulu katında makbulce ve yüce biz;
Yalnızca baş eğeriz Allah denen güce biz,
Gün geceye dalmada, kalk ve şahlan milletim.

                                      Hamit Hayal

Yastayım hanım

Diriliş denilen o son seferde,
Talihim ters döndü, yastayım hanım.
Yere düştü son imanlı neferde,
Son ışıklar söndü, yastayım hanım.

Hesapta zor eski günün dökümü,
Rahmet kuşatmıyor artık gökümü.
Aslımı keşfettim, buldum kökümü,
Yerimiz hep öndü, yastayım hanım.

Çağlar geçti ta derinden “ah” edip,
Bu milleti yeni baştan şah edip,
Gün görmedik zaferleri bah edip,
Fırtınalar dindi yastayım hanım.

Şimdi bize uzak nice yakınlar,
Kılıçlar paslandı, çözüldü kınlar.
Artık hudutlardan aşmaz akınlar,
Öze hasret sindi, yastayım hanım.

O eski illeri basarken yağı,
Hanımın muhteşem kıldığı çağı;
Kaybettik kalmadı bir gönül bağı,
Bize garip dendi, yastayım hanım.

Bir vatan, bir bayrak, ilahi dinle,
Düşlerim dolardı nazlı Budin’le.
Bu dinmez hasrete kulak ver, dinle,
Küffar bizi yendi, yastayım hanım.

Bir aşkımız vardı engin ve ulya,
Bu bir hayal desem, ya da bir rüya;
Yenildik, küçüldü koskoca dünya,
Gökten bayrak indi, yastayım hanım.

                              Hamit Hayal

Yasta Filistin

Ulu hakan Abdülhamit Han gitti,
Nicedir perişan, hasta Filistin.
Dostun gölgesinde bir rüya bitti,
Mazluma bin nişan, yasta Filistin.

Gönül gözü açık nice kalpte fer,
Yüce Salahaddin ne zaman sefer?
Kuşanmış bekliyor, yüz binler nefer.
Yeniden uyansın sarsta Filistin.

Kisralar tükenmez, firavunlar hiç,
Nesiller türemiş, peyda olmuş piç.
Kopulmuş asıldan, çürümüş ya iç,
On yıllar muhtaçtır dosta Filistin

İşte zamanıdır belli olsun hak.
Çeçenistan düşmüş, ağlıyor Irak.
Kimin yüzünde nur, kimin alnı ak,
Tükenmiş Pakistan, Fas’ta Filistin.

Bugün Filistin de Müslüman mülke,
Zalim hükmetse de düşmez bu ülke.
Nerede insanlık, hak, hukuk, ilke,
Türkler sessiz, suskun Fars’ta Filistin.

Anladım şah olmuş bunca simanın,
Özünde körelmiş aşkı imanın.
Adı İslam olan sonsuz limanın,
Rahmeti çaredir kast’a Filistin.

İmandan bir sine ve setiyle biz,
Bir cenkte ruhumuz ve etiyle biz;
Yavuzun muhteşem heybetiyle biz,
Mü’miniz, kardeşiz nas’ta Filistin.

                        Hamit Hayal

Yastayım Hanım

Yere düştü son imanlı neferde,
Gözüm nuru söndü, yastayım hanım.
Diriliş denilen o son seferde,
Talihim ters döndü yastayım hanım.

Hesapta zor eski günün dökümü,
Rahmet kuşatmıyor artık gökümü.
Aslımı keşfettim, buldum kökümü,
Yerimiz hep öndü, yastayım hanım.

Çağlar geçti ta derinden “ah” edip,
Bu milleti yeni baştan şah edip;
Gün görmedik zaferleri bah edip,
Fırtınalar dindi yastayım hanım.

Şimdi bize uzak nice yakınlar,
Kılıçlar paslandı, çözüldü kınlar.
Artık hudutlardan aşmaz akınlar,
Öze hasret sindi, yastayım hanım.

O eski illeri basarken yağı,
Hanımın muhteşem kıldığı çağı;
Kaybettik kalmadı bir gönül bağı,
Bize garip dendi, yastayım hanım.

Bir vatan, bir bayrak, ilahi dinle,
Düşlerim dolardı nazlı Budin’le.
Bu dinmez hasrete kulak ver, dinle,
Küffar bizi yendi, yastayım hanım.

Bir aşkımız vardı engin ve ulya,
Bu bir hayal desem, ya da bir rüya;
Çözüldük, küçüldü koskoca dünya,
Gökten bayrak indi, yastayım hanım.

                               Hamit Hayal

Padişahım

Osmanlı yenilmiş, düşmüş son akın,
Cihanı kuşatmış kir padişahım;
Belki emel uzak, ümit var yakın,
Yeniden Budin’e gir padişahım.

Arabistan çökmüş, Kafkaslar hasta,
Rumeli perişan, Balkanlar yasta;
Yeni bir ferman yaz, bir mühür basta,
Emrine amade mir padişahım.

Arşidük’te gurur, kibirlenmiş çar,
Cihanda şah idik, şimdi bir naçar;
Şüphesiz yaradan bir kapı açar,
Bu millet, bu ümmet bir padişahım.

Ocaklı, tımarlı, zülüf ehliler,
Akıncı şahlanmış, coşmuş deliler;
Ak sakallı pir-i fani veliler,
Hakikat ehlinden şir padişahım.

Tuna boylarında gül deste, deste,
Bülbülün çilesi hicrandan beste;
Şafakta sefer var, kulağım seste,
Bir daha şaşmasın tir padişahım.

Düşüşe nihayet, kalkmak ahtımız,
İnsanı tacetsek, iman tahtımız;
İstersek yeniden güler bahtımız,
Çözülsün artık bu sır padişahım

Bu ızdırap yoktur gürz yarasında,
Bunaldık geceyle gün arasında;
Osmanlı var dünün hatırasında,
Şu makus talihi kır padişahım.

Bir zaman kuvette, kudrette izam,
İmanım eksilmiş, eğrilmiş hizam;

Senden başka yoktur verecek nizam,
Çevremde günahtan sur padişahım.

Ehl-i iman millet, secde de bir han,
Nur ile kurulmuş yeni bir cihan;
Hakikat şah olsun, çözülsün nihan,
Resul-i Zişan’dır pir padişahım.

                                      Hamit Hayal, Gönen:08.03.2008

Haramdır gözlerden yaşın düşmesi

Geniş günler bitti, şimdi darlığım
Kahrolası melun azmış diyorlar.
Yine tükenmede bugün varlığım
Kader bir şahadet yazmış diyorlar.

Mazimin sitemi nar dudağında
Nice hal arz eder var bucağında.
Ateşler yakarken yar kucağında
Küfür bize mezar kazmış diyorlar.

Gökler yere iner, yer pare, pare
Ağlasın gözlerden çekilsin hare.
Hakikat ehlinden vuslat var yâre
Şehidin varması nazmış diyorlar.

Vuslata yürürken bunca erimiz
Yemende, Balkanda nerde çerimiz;
İmanla yoğrulmuş alın terimiz,
Allah’ın katına arzmış diyorlar.

Ezelden verilmiş vuslata sözler
Bu fani dünyayı görür mü gözler?
Her kim ki hasretle Allah’ı özler
Allah nizamınca tarzmış diyorlar.

Bu vatan sevdası Allah indinde
Ölüm son diriliş, müjde dininde.
Mümini bir meftun, heva rindinde
Bir kalbi muhabbet hazmış diyorlar.

Vatandan küffara taşın düşmesi
Haramdır gözlerden yaşın düşmesi.
Allah kitabınca başın düşmesi
Din ve vatan için farzmış diyorlar.

Hamit Hayal/ Gönen / 05.11.2009

Şehitler

Hakikat yurduna hicret deminde,
Nöbet bitmiş, silah çatmış şehitler;
İnandım yaradan Rabbin katında,
Hüsran bilmeyecek zatmış şehitler.

Bu fani alemin yunup kirinden,
Nihayet Allah’a erme fikrinden;
Arşın kapısında vuslat zikrinden,
Kalbinden korkuyu atmış şehitler.

Asil ve yüce kan kudret denginde,
Bayrağa renk vermiş kızıl renginde;
Ölümü yenerken kutsal cenginde,
Vatana bir ömür katmış şehitler.

Şehitler şanından ebet mirliğim,
Düzenim kurulu, çökmez dirliğim;
Bugün varsa bir çözülmez birliğim,
Vatan için ölüm tatmış şehitler.

Hakikat sırrının arif gülleri,
Dilim nasıl etsin tarif gülleri;
Cennet bahçesinin zarif gülleri,
Ufkumda bir güneş batmış şehitler.

Vatan sevdamızın engin nakışı,
Artık hürdür ırmağımın akışı;
Dinmez hasret, ayrılığın yakışı,
Kalbimde sonsuza yatmış şehitler.

                     Hamit Hayal-Gönen:10.11.2010

 

Yasal Uyarı: Bu site de yayınlanan şiir ve yazılar üzerinde ki tüm haklar  altlarında ki imza sahiplerine ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca hak sahiplerinin adı belirtilmeden alıntılanamz ve kullanılamaz.

Search
Advertisement
Uyarı
Yayınlanan yazıların tüm hakları 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre Hamit Hayal’e aittir.Alıntı yapılan yazı, alıntı yapılan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir
Yazılarımızın bir kısmına Facebook sayfamızdan da ulaşabilirsiniz
Sayfalar
Son Yazılar
Slideshow
Gallery
1974 1975 4_0 3_0 2_0 6
memurlar.net
Tarihte Bugün

Tarihte Bugün v.8.0
NewStatPress
Visits today: _
UserOnline
1 User Browsing This Page.
Users: 1 Guest
Arşivler
Son Yorumlar